Migren ne sıklıkla görülmektedir?

Migren hayat kalitesini düşüren en önemli hastalıklardan biridir. Amerikan istatistiklerine göre migren, özürlülük yapan hastalıklar içinde 7. sıradadır ve her yıl yaklaşık 13 milyar dolarlık iş gücü kaybına neden olmaktadır. Toplumda her 100 kişiden 16’sında migren görülmektedir.

Migren ayrıca en sık yanlış tanı alan nörolojik hastalıkların da başında gelmektedir. Hastaların sinüzit, psikolojik baş ağrısı, tansiyona bağlı baş ağrısı gibi yanlış tanı almaları hiç nadir değildir. Bu hastaların yıllarda yanlış tedaviler ile yıllarını geçirdikleri görülmektedir.

Migren kimlerde daha sık olarak görülür?

Migren kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık olarak izlenmektedir. Migrenin başlangıcı erken çocukluk çağından 35 yaşına kadar olabilmektedir. Buna karşın, sıklığında 10-14 yaş aralığından sonra belirgin bir artış vardır. 40 yaşından sonra ortaya çıkışı ise çok nadirdir ve özellikle kadınlarda menopoz sonrasında ortaya çıkışı belirgin olarak azalır.

Migrenin belirtileri nedir?

Migrende bulantı, kusma, ses ve ışıktan rahatsız olmanın izlendiği, şiddetli ve tekrar eden baş ağrıları izlenmektedir.

Aşağıdaki soruların hepsine yanıtınız evet ise %90 doğrulukla migreniniz vardır:

Baş ağrısı ile birlikte:
•Midenizde bulantı veya rahatsızlık hissettiyseniz,
•Işık sizi baş ağrınızın olmadığı zamanlara göre çok daha fazla rahatsız ettiyse,
•Baş ağrılarınız çalışabilmenizi ya da ihtiyaç duyduklarınızı yapabilmenizi en az bir gün kısıtladıysa bir nöroloji uzmanı ile görüşmenizi öneririz.

Migrenin tanısı nasıl konur?

Tekrarlayan baş ağrısı olan hastalarda migren tanısı ancak belli kriterlerin karşılanması sonunda gerçekleşir. Buna göre:

Aşağıdaki özelliklere sahip en az 5 atağın olması gereklidir:

  1. 4-72 saat süren baş ağrısı
  2. Aşağıdakilerden en az 2 özelliğe sahip baş ağrısı:
    1. Ağrının başın bir tarafında olması
    2. Zonklayıcı karakterde olması
    3. Orta veya ciddi düzeyde olması
    4. Fiziksel aktivite ile artış olması
  3. Baş ağrısı sırasında aşağıdakilerden en az birinin olması:
    1. Bulantı ve kusma
    2. Sesten (fonofobi) ve ışıktan (fotofobi) rahatsız olma

Migrenin tipleri var mıdır?

Migren habercisinin (aura) olup olmamasına göre iki şekilde olur. Birincisi auralı migren (klasik migren) ikincisi ise aurasız migren ismini alır. Aura, migren baş ağrısının gelmesinden önce ortaya çıkan nörolojik kayıplara verilen isimdir. Bu yakınmalar migrenin ön habercisidir. Aura döneminde hasta, görme bozukluğu, bir tarafı görememe, ışıklar görme, vücudun bir tarafında uyuşma, kelime bulma veya konuşma güçlüğü şeklinde yakınmalar hisseder. Bu şikayetler yaklaşık yarım saat sürdükten sonra geçer ve yerini baş ağrısına bırakır. Bu şekilde olan migrene auralı migren adı verilmektedir. Bazı hastalarda aura dönemi, baş ağrısı ortaya çıkmaksızın da olabilir.

Auralı migren hastalarında aurasız ataklar da olabilir. Auralı migrenin özelliği, hastalarda inme riskinin aurasız migrenlere göre daha fazla olmasıdır. Bu risk özellikle sigara içen ve doğum kontrol ilacı kullanan hastalarda daha da fazladır.

Aurasız migrende ise yukarıda belirtilen yakınmaların olmadığı baş ağrısı atakları olmaktadır. Bu tip migren auralı migrene göre daha sıktır.

Migreni neler tetikler?

Migren hastalarının %75’inde en az bir faktörün atakları tetiklediği ortaya konmuştur. Bunların başında psikolojik yada fiziksel stres gelmektedir. Uykusuzluk veya aşırı uyuma, yorgunluk, açlık, sürekli kafein tüketenlerde kafeinin kesilmesi, sigara dumanı, parfümler, kırmızı şarap, bazı baharatlar, kuruyemiş, ışık, egzersiz, cinsel aktivite, lodos, hava ısı değişiklikleri ve adet görme iyi bilinen migren tetikçilerindendir.

Yine Türkiye’de yapılan bir çalışmada kanda duyarlılık saptanan gıdaların rejimden çıkarılması ile migren atak sıklığının azaldığı gösterilmiştir. Ankara’da yapılan bir çalışmada Sahra çölünden gelen havanın beyinde baş ağrısını ortaya çıkaran hücreleri aktive ettiği gösterilmiştir.

Migreni arttırabilecek ilaçlar da vardır. Bunlar içinde doğum kontrol ilaçları, menopoz sonrasında kullanılan hormon replasman tedavileri, burun açıcı sprey veya damlalar, gastrit için kullanılan proton pompam inhibitörleri sayılabilir. Bunlar dışında ağrı kesicilerin uzun süreli, düzenli olarak kullanımı sonucunda da hastalarda ağrı sıklaşabilir.

Doktorum migreniminin olduğunu söyledi. Beyin MR’ı çektirmem gerekir mi?

Migren bir dışlama tanısıdır, yani bir hastaya migren teşhisi konabilmesi için baş ağrısına neden olabilecek başka bir sorunun olmadığının ortaya konması gereklidir. Bunun için baş ağrısının öyküsü, süresi, eşlik eden bulguların varlığı ve nörolojik muayenenin değerlendirilmesi şarttır. Tüm bu bulgular migren ile uyumlu ise, beyin görüntülemesi (MR veya tomografi) şart değildir ve sadece arada kalınan vakalarda önerilebilir. İstatistikler göstermektedir ki, bir yıldan daha uzun süre tekrarlayan migren şeklinde baş ağrıları olan 1000 hastanın sadece 1’inin beyin MR’ında anormallik izlenmektedir.

Kronik migren nedir?

Kronik migren bir hastanın ayda 15 günden daha fazla baş ağrısı çekmesi durumuna verilen isimdir. Bu 15 günün en az 8’inin migren özellikleri taşıması gerekmektedir.

Baziler migren nedir?

Baziler migren, migrenin daha nadir görülen bir alt tipidir. Bu tip migrende ataklar sırasında beyin sapı ve görme korteksinde işlev kaybı olduğu için hastalarda çift görme, peltek konuşma, denge kaybı, bulanık görme, vücudun bir tarafında uyuşma ve bazen bilinç kaybı ortaya çıkabilmektedir. Ataklara baş ağrısı eşlik edebilmekle birlikte, baş ağrısı olmaksızın da ortaya çıkabilmektedir. Baş ağrısının olmadığı hastalarda atakların beyin damar tıkanıklığına bağlı olmadığının gösterilmesi zorunludur. Bu nedenle hastalara beyin MR ve MR anjio incelemelerinin yapılması önerilir.

Migren görme kaybı yapar mı?

Migrenli hastaların bazılarında baş ağrısından önce bir tarafı görememe, renkli ve ışıklı objeler görme (sintilasyon) gibi bulgular izlenebilir. Bu duruma aura adı verilir. Aura aslında migrenin geldiğini bildiren bir habercidir. Aura dakikalar içinde geçtikten sonra baş ağrısı gelişir. Bu duruma auralı migren denmektedir.

Auralı migren dışında retinal migren adı verilen ve bir gözde sadece geçici görme kaybına neden olan bir migren türü de vardır. Bu durumda ataklar geçicidir ve hastalık kalıcı görme kaybına neden olmaz.

Migren felç yapar mı?

Migren hastalarında inme ve kalp damar hastalıkları migreni olmayanlara göre daha sıktır. Bunun nedeni henüz tam olarak bilinmese de migren atağı sırasında izlenebilen beyin damarlarındaki daralmanın buna neden olabileceği düşünülmektedir.

Migren nasıl tedavi edilir?

Migrenin tedavisinde üç yaklaşım benimsenmiştir. Bunlardan ilki akut atak tedavisidir. Bu tedaviler içinde ağrı kesiciler, triptanlar, ergo türevi içeren ilaçlar, kusma önleyici tedaviler sayılabilir. Akut atak önleyici yöntemler içine son yıllarda yapılan çalışmalarda etki olduğu gösterilen ve Amerikan İlaç Ajansı tarafından onaylanmış olan elektrik stimülatörleri de girmeye başlamıştır. Bu stimülatörlerin migren ataklarını engelleyici özellikleri de bulunmaktadır.

İkinci yaklaşım ise, sık atak geçirenlerde kullanılan migren önleyici tedavilerdir. Bu tedaviler ağrı kesici değildir ve sadece bir sonraki atağın gelmesini engeller veya geciktirir. Önleyici tedavilere başlama sıklığı konusunda kriterler net olmasa da, genel olarak kabul edilen eşik ayda 4’ün üzerinde atağın olması durumudur. Bu tedaviler aslında hipertansiyon, depresyon veya epilepsi gibi başka bir hastak için endikasyon almış olmasına karşın migren hastalarında da etkin olduğu gösterilmiş tedavilerdir. Bunlar içinde propronolol (Dideral), condesartan (Atacand), verapamil (Isoptin), amitriptilin (Laroxyl), venlafaksin (Effexor), topiramat (Topamax), Divalproat (Depakin), pizotifen (Sandomigran), flunarizin (Sibellium) gibi ilaçlar sayılabilir. Bunların yeterli olmadığı kronik migrenli hastalarda botulinum toksin uyugulamasının da baş ağrısı sıklığını azalttığı gösterilmiştir.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda kalsitonin gen ilişkili peptide (CGRP) bağlanan monoklonal antikor tedavilerinin de migren atak sayısını azalttığı gösterilmiştir. 2017 itibarı ile henüz ülkemizde bulunmayan bu tedavilerin önümüzdeki yıllarda piyasaya sürülmesi beklenmektedir.

Migren sıklığını azalttığına dair yeterli düzeyde bilimsel veri olmamasına karşın koenzim Q10, riboflavin, magnezyum, melatonin gibi ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu ilaçların yan etkileri yok denecek kadar az olduğu için bir nörolog gözetiminde denenmesinde bir sakınca yoktur.

Üçüncü yaklaşım ise migren tetikçilerinden uzak durmaktır.Bunlar içinde gıdalar var ise, ilgili gıdaların kesilmesi denenmelidir. Hastaların uyku düzeni sağlanmalı, stresi azaltacak yaklaşımlar benimsenmeli, gerekli ise psikolojik yardım alınması da önerilmelidir.

İlginizi çekebilecek diğer yazılar

Baş ağrısı

Görme kaybının nörolojik nedenleri